İstanbul: Bir Hayalkırıklığı

“Hayat bilir misin neye benzer, Madam Yeranik? Rüyanda denizi görürsün, sana olmuş mudur hiç? Yüzmek istersin. Tam yüzeceğin anda kurur, kendini yere yatmış bulursun. İstanbul’un karına da benzer. Şehri örter, sevinirsin. Kalkayım gezeyim, kartopu oynayayım dersin. Bir de bakarsın, erimeye başlamış, sokaklar çorbaya dönmüş. Çamura batarsın.”

Zaven Biberyan, Yalnızlar, s. 45.

Zizek’e tepkiler

Haftasonunda, Radikal gazetesi iki parçadan oluşan bir Slavoj Zizek söyleşisi yayınladı. Radikal Kitap’ta kitap eleştirilerinden tanıdığımız ve de en son Zizek’in Ahir Zamanlarda Yaşarken adlı kitabını inceleyen Kaya Genç, Slovenya’daki evinde Zizek’le görüşmüş.
Birinci bölüm:
http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalHaberDetayV3&ArticleID=1064971&Date=04.10.2011&CategoryID=82
İkinci bölüm:
http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalHaberDetayV3&ArticleID=1065048&Date=04.10.2011&CategoryID=81

Söyleşiye iki farklı tepki var, ilki şimdiden internette çok ses getiren, bir noktaya kadar katıldığım Nuray Mert’in:
http://gundem.milliyet.com.tr/zizek-in-yeni-oryantalizmi-/gundem/gundemyazardetay/04.10.2011/1446320/default.htm

Diğeri de, “biz size demiştik, gavur söylemeden inanmıyorsunuz” minvalindeki Yusuf Kaplan’ın tepkisi:
http://yenisafak.com.tr/yazarlar/?t=02.10.2011&y=YusufKaplan

Tabii bütün bu tartışmada Zizek’in Türkiye üzerine daha önceden ne dediğinin, özellikle de son iki kitabında, belirtilmemesi ilginç ama pek şaşırtıcı değil. Üşenmezsem bir ara ben eklerim.

Adalar – Derek Walcott

[Margaret için]

 

Onları sadece adlandırmak düzyazısıdır

Günlükçünün, seni bir isim yapmak

Okuyucular için, gezginler gibi överler

Yataklarını ve sahillerini aynıymışçasına;

Ama adalar sadece

Eğer onların içinde sevdiysek varolabilirler. Arıyorum,

Nasıl iklim usulünü arıyorsa, kum kadar gevrek,

Gün ışığı kadar açık, kıvrık dalga kadar soğuk,

bir bardak ada suyu kadar sıradan bir şiir yazmayı;

Gene de, bir günlükçü gibi, sonrasında

Tuzlu odalarının tadını çıkarıyorum

(Bedenin buruşmuş çarşafların

kırışık denizini karıştırıyor), odaların aynaları

sarılmış, uyuyan imgelerimizi,

köpüklü dalgaların sayfalarıyla silinmiş

aşkın kullanmayı umduğu kelimeler gibi,

yitiriyor.

Yani, kumdaki bir günlükçü gibi,

Sen kimi adaları şereflendirirkenki huzuru

İşaretliyorum, gecenin dalgalar seslerine karşı

Lambaları yakmak için indiğin dar merdiveni,

Sıçrayan bir örtüyü bir elinle koruyuşunu,

Ya da sadece, yemek için pullarını kazıdığın balığı,

Soğanları, turna balığını, ekmeği, levreği;

Ve her öpüşte o sert deniz tadı,

Ve incelemeni ayışığında dalgarın boyun eğmeyen

Sabrını, her ne kadar boşuna görünse de.

[Derek Walcott’ın In a Greenlight (1962) isimli kitabından Islands isimli şiirinin çevirisi]

E-kitap – giriş

Türkiye e-kitapla yavaş yavaş tanışıyor. Şimdilik Idefix,D&R ve Kitapyurdu e-kitap satışı yapan firmalar. İnternetten kitap satışı yapan Netkitap.com’un da nisan ayında e-kitap satışı yapmaya başlayacak olduğunu duyunca elbette sevindim. Fakat “E-Kitap fiyatları nasıl olacak” (http://www.netkitap.com/ekitap_sss.asp#fiyat) başlığı altında verdikleri bilgiler yanlış ve yanıltıcı: bir çok e-kitabın fiyatı mesela Amazon.com’da genelde 9.99$ seviyesinde, kimi yayıncılar bunu 13$ sınırına kadar çekebiliyorlar (bu başka bir konu ama Amazon bu fiyatları sırf marka bilinirliği yaratmak için zararına sağlıyor, gene de kimi firmalar daha yüksek fiyatlar belirleyebiliyorlar, bu da pazara ipad’in girişiyle beraber yayınevlerinin daha fazla kontrol sahibi olmalarıyla gelen bir durum). Yeni çıkan kitaplar genelde yurtdışında önce karton kapaklı olarak değil de, ciltli olarak piyasaya sürülürler, fiyatları da genelde 25$ civarında olur. Demek oluyor ki genelde %50 civarında bir indirim söz konusu. Bir süre sonra da, genelde bir yıldan az olmuyor, karton kapaklı baskılar piyasaya sürülüyor 15-18$ civarında fiyatlarla (tabii ki bunların hepsi etiket, tavsiye edilen satış fiyatı) o zaman da bu kitapların e-kitap versiyonlarının fiyatları çoğunlukla 9.99$ seviyesine düşüyor [elbette saçma durumlar olmuyor değil, gerçekten bazı kitapların e-kitabı daha pahalı olabiliyor, ama genelde bunun nedeni basılı kitabın fiyatının aşırı düşürülmüş olması oluyor, akademik kitaplarda da fiyatlar genelde çok uçuk ve çok değişken olduğu için oraya hiç girmedim].

Netkitap.com’un e-kitap anasayfasında ise tatsız bir şey var: (http://www.netkitap.com/ekitap.asp) adresinde Amazon Kindle’ın (Amazon.com’un e-kitap okuyucusu) tanıtım görselini kullanılıyor. Resim ürünün tanıtımı olarak kullanılmıyor, stok görsel olarak kullanılmış, bildiğimiz intihal yani. Bakalım düzeltmeleri ne kadar sürecek?

Son olarak, netkitap.com, kendi e-kitap okuyucusunu geliştirdiğini belirtmiş, programın kendisini kurcalamadan bir şey söyleyemem ama genel olarak, her firma kendi sıkıcı, kabız programlarını yutturmaya çalışıyor. Farklı yerlerden alışveriş yaptığınız zaman, birbirine erişimi olmayan programlar kullanım zorluğu çıkarıyorlar; yani, evinizde sadece kitaplarınızın durduğu bir kaç odanız olduğunu düşünün, bir kitabı başka bir odaya götüremiyor, orada okuyamıyorsunuz. Aldığınız kitap hangi programdaydı, acaba o kitabı daha önce almış mıydınız vs. gibi temel sorunları peşisıra getiriyor. Eğer ki benim gibi Linux kullanıyorsanız zaten bu programları yüklemek, çalıştırmak vs. bir işkence. Bu program yükleme eziyetinin altında firmaların DRM (Digital Rights Management – Dijital Telif Yönetimi) kullanmak yatıyor, DRM esasında tüm dosyalara uygulanabilen bir koruma biçimi. Sahip olduğunuz dosyanın yüklenme anında özgün olduğunun onayı ve belli aralıklarla özgün olup olmadığını kontrol edilmesi esasına dayanıyor basitçe. Cümlenin ikinci kısmı kitapları kiralayabilme, ödünç alabilme, ve de elbette bunların kontrölünü sağlayan, imkanları sunan bir mekanizma. DRM müzik piyasasında denendi ve esasında insanları korsana itmekten başka bir işe yaramadı, çoğu firma da bundan vazgeçti: Amazon, Apple iTunes vs.

Video kasetleri hatırlayanlar iki format bulunduğunu hatırlar, bunların kasetleri farklı boyuttaydı ve birini çalıştıran alet öbürünü çalıştırmazdı. Şimdi de böyle, Amazon Kindle sahibiyseniz, Idefix vs.den alacağınız kitaplar aygıtınızda çalışmayacak. Bunun için önce DRM korumasını kaldırmalı, sonra da Idefix’in kullandığı formattan (epub & pdf) Amazon’un desteklediği formata (mobi) çevirmelisiniz. Elbette bunlar, kitabı satın aldığınız firmayla yaptığınız anlaşmada yapmayacağınıza dair imza attığınız uygulamalar. Kitaptan e-kitaba geçişte herkesin pazarda mümkün olduğunca büyük bir pay ve kontrol sahibi olmak (hatta mümkünse teknolojisini tekelleştirip teknolojisinin telifinden de para kazanmak) istemesi, bu tip kavram karışıklıklarına ve dezenformasyona yol açıyor.

“Kısa”

Kurzbeschreibung

In seiner letzten Schrift unternimmt Husserl den Versuch, auf dem Wege einer teleologisch-historisc

hen Besinnung auf die Ursprünge unserer kritischen wissenschaftlichen und philosophischen Situation die Notwendigkeit einer transzendentalphänomenologischen Umwendung der Philosophie zu begründen. Er geht von seinem Begriff der “Lebenswelt” aus und entwickelt eine auf diesen Zentralbegriff seiner Spätphilosophie gegründete eigenständige Einleitung in die transzendentale Phänomenologie.

Brief Description

In his last essay undertakes Husserl the attempt, by way of a teleological-historical reflection on the origins of our critical scientific and philosophical situation to explain the necessity of a transcendental-phenomenological reversal of philosophy. He takes his concept of “Lebenswelt” as a starting point and develops, based on this central concept his later philosophy, an  independent introduction to the transcendental phenenomenology.

Elimden geldiği kadarıyla mot-a-mot çevirmeye çalıştım, cümle yapısı açısından. Bu nedenle Türkçe’ye de çevirmiyorum. Bu derece sıkıştırma .zip dosyalarında olsa 1 gigabitlik dosyayı 1 bit olarak kaydediriz herhalde. Aç karna anlamaya çalışmayın, ben anlayamadım.

Kitabı ya da daha fazla bilgi almak için resme tıklayabilirsiniz.

Ukrayna’da Maçolar (yeniden) İktidarda

Mart ayında Ukrayna’da cumhurbaşkanlığı seçimlerini takiben Başbakan Yulia Tymoshenko kaybettiği güvenoyundan sonra koltuğunu bıraktı, bu Sovyet erkeksiliğini üstünden atamamış Rusya ve etrafı için tabii ki elbette hiç de şaşırtıcı değil.  Yeni, ya da tüm sıkıcı ülkelerde olduğu gibi aynı zamanda da eski, başbakan Azarov’un ilk icraatlarından biri reform yapmanın kadınlara uygun bir iş olmadığını söylemek olmuş, feminist örgütler de seks boykotu ilan etmişler. İşin komik tarafı bir yana, seks boykotu tam olarak da seksin kadının erkeğe sunduğu ya da çirkin tabiriyle “verdiği” bir lütuf olarak algısını onaylamaktan ibaret değil mi? (bkz. Guardian, Euro Topics & bir Polonya gazetesindeki haberi Guardian’danmış gibi aktaran Star)

Not: 25 Şubat’ta, işler tam dönmeden, yazılmış bu ayrıntılı yazıyı kaçırmayın. http://www.nybooks.com/articles/23724

www.rob389.com ve Nostalji

Uzun bekleyiş bitmiş. Godot’yu bekleyenler bile sıkılıp gittiydi.

***

Seda(=Rob) sabah 10 civarlarında mail atmış, ben şimdi görüyorum, Robinson Crusoe 389’un sitesi en sonunda açılmış (biz sinsi betacılar zaten bir süredir girip bakabiliyorduk, hohoho). Bu websitesinin açılma hikayesi de sanırım başlı başına bir hikaye olabilir (şu oyun ve donanım forumlarında kâdim ve epic olarak adlandırılanlardan). Ben Robinson’a ilk girdiğim günü çok net hatırlamıyorum, ama zaman aralığından eminim, ortaokula, daha doğrusu hazırlığa, başlamışım Almanca notlarım kötü, bir sürü haytayla her gün Alman Lisesi’nde sözde Almanca kursuna gidiyoruz. Tramvaya para vermek istemediğimde (ki tramvaya hep koşarak, kan ter içerisinde yetişmem de o yaza dair hatırladığım az şeyden biri), ya da McDonalds’a gidecek olduğumda (akbilim bitince bana her defasında otobüs bileti veren arkadaşımın ismini de uzun süre önce unuttum), önünden geçerdim. Bir gün de içeri girmiş olmalıyım, on yılı geçmiş. O yaz bir şey aldım mı, hatırlamıyorum. Ama muhtmelen bir şey alacak param zaten yoktu. Fakat sonraları, FRP ve çizgi romanlara ilgim arttıkça daha sık uğramaya başladığımdan eminim, hatta Gerekli Şeyler’e isyan ettiğimi ve Rob’a daha sık uğrar olduğumu hatırlıyorum – Rob’da kitaplar üzerlerindeki fiyatlara satılırken; Gerekli Şeyler’de Amerikan Doları fiyatının yanındaki Kanada Doları Amerikan Doları’na çevrilip satılıyordu, 1/3 bir artış, ama dolar 500-600 bin. Orta 2’de Paul Auster’ın Mr. Vertigo, aldığım çizgi roman veya fantasik edebiyat olmayan ilk kitap herhalde (gerçi kitabın kendisi bir çok fantastik öğe batındırıyor). Taa o zamanlar bir web sitesi fikri çoktandır vardı. Kasanın yanında bir not defterine internet sitesi açılınca bilgilendirilmek için e-postamı yazdığımı hatırlıyorum.

Ben de büyüdükçe, Mr. Vertigo’ya pek de benzemeyen bir şekilde, sürekli bir şeyler yapmayı kafayı koyup da erteleyince, bir yandan Robinson’un websitesi de ilginç bir şekilde hep ertelenmeye başladı. Ben şunu şunu yapayım/okuyayım/izleyeyim/yazayım deyip de bir sürüsünü gerçekleştiremedim, Robinson için de işler pek iyi gitmedi: yıllar boyunca kitapların kapakları tarandı, siteyle uğraşan insanlar işten ayrıldı vs. Her seferinde “Çok yakında site açılıyor” açıklamaları da eksik olmadı. Fakat geçen ay Seda sitenin betasını yolladığında beni kişisel bir korku sardı, şimdi ise site açılmış. E, o zaman, rahatlıkla söyleyebilirim ki foyam ortaya çıktı. Daha da kötüsü bir anlamda bu benim için en sonunda artık büyümüş olduğum anlamına da geliyor mu, tam da üniversiteden mezun olmuşken? Sanırım evet. Maalesef bir kitap karakterine, onun üzerinden de bir devlete benzeşip bir Jameson’cı bir ulusal alegori içinde kendimi bulup avutamıyorum, fakat bir kitaptan ziyade kitapçıya benzemek mümkün değil mi? E ama yazarın öldüğüne inanmıştık?

« Older posts

© 2017 Belki

Theme by Anders NorenUp ↑